Geçtiğimiz sürede Bank Asya 1. Lig o muhteşem müziğini artık duyamayacağımızı öğrendik. 1. Lig'in yeni sponsoru PTT oldu ve ligin adı PTT 1. Lig olarak değişti.
1. ligde ilk hafta geride kalmış , maçlara sıcak ve beklentileri karşılayamayan ve beklentilerin üzerine çıkan takımlar damgayı vurmuştu. Beklentiyi karşılayamayanlar olarak ilk hafta için konuşacak olursam Konyaspor,Göztepe ve Boluspor'u gösterebilirim. İkisi de şampiyonluk için çok iddialı kadrolarla başladıkları sezonda bekleneni ilk maçta bekleneni veremediler.
Kartal deplasmanında çok sıcak ve nemli havada oynayan Göztepe öne geçmesine rağmen sahadan 2-1 mağlubiyetle ayrıldı.
Boluspor ise içeride bal yapmayan arı gibiydi. Adana Demirspor karşısında doğru düzgün pozisyona giremeden maçı tamamladılar.Adana Demirspor maçtan bir gün önce hocası Güvenç Kurtar istifa etmesine rağmen yeni hocaları Osman Özdemir yönetiminde çok iyi bir görüntü çizdi.
Konyaspor'da transfer yasağının kalkmasıyla ligin iddialı kadrolarından birini kurdu.Özellikle orta sahaya
alınan Neca ve ileri uçtaki Ali Zitouni , Emil Angelov transferleri taraftarını heyecanlandıracak cinstendi ama onlar da Bucaspor'un klasik sürpriz yaptığı takım oldular.Klasik sürpriz nasıl olur demeyin , 1.Lig'de Bucaspor rakibi istediği kadar formda , maçın favorisi olursa olsun sürpriz yapabilme potansiyeli en yüksek takım.Bu maçta da eski oyuncuları ve yeni transferleri Mehmet Batdal ile sonuca gitmeyi başardılar.
Karşıyaka-Manisaspor maçında ise benim beklentim net bir Manisaspor galibiyetiydi.Karşıyaka'da daha önce de yazdığımız malum problemler ve forvette Şaban'ın ayrılması sonucu tek oynayabilecek Banahene'nin kalmasının ardından hücum zenginliği düşük bir takım bekliyordum.Öyle de oldu ama Karşıyaka geçtiğimiz yıla göre takım gibi hareket etmeyi öğrenmiş. Uzun zamandır gözükmeyen mücadeler karakteri ortaya çıkmış. Kalede Necati Yılmaz'ın yediği gole şaşıran olmamıştır zira Necati'nin böyle baraj hataları meşhur oldu artık. Golü yedikten sonra ortaya karakter koyan Karşıyaka mağlubiyeti kabullenmedi. Henüz fizik olarak hazır olmadıkları için çok fazla pozisyona giremeseler de mücadele istekleri son dakikada kornerden Fatih Şen'in bulduğu golle meyvesini verdi. Maçın en önemli noktası taraftarın takıma inancını sağlaması ve gelecek için umut vermesi oldu.
Diğer maçlara ise göz ucuyla baktım ancak Sercan'nın 1461 Trabzon maçının her yerine damga vurduğunu da not düşelim.Hem golü atıp , penaltıyı yaptıran ardından bir de kırmızı kart gören Sercan takımını galibiyete taşıyan adam oldu.
30 Ağustos 2012 Perşembe
18 Ağustos 2012 Cumartesi
Şaban Yılmaz Genişyürek
Şaban Genişyürek Göztepe'de. Karşıyakalıların geçtiğimiz yıl en çok sevdiği , Karşıyaka çocuğu dedikleri Şaban önce sözleşmesini feshetti ardından Göztepe ile sözleşme imzaladı.
Olayı baştan sona gelişimi şöyle olmuştu ; Şaban Temmuz ayı başında federasyona geçtiğmiz yıldan kalan alacaklarını tahsil etmek için başvurdu. Bunun ardından 30 gün içerisinde parayı yatırması gereken Karşıyaka Spor Kulübü durumun farkına geç vardı. Ödemenin son günü Şaban ve menajeri ile yapılan görüşmelerde bir gün sonra ödeme yapılsa sorun olup olmayacağı soruldu , ardından Şaban tarafından "tabi ki ben buranın oyuncusuyum" tarzı bir cevap geldi.
Bunun üzerine ertesi gün parayı yatıran Karşıyaka ne Şaban'a ne de menajerine ulaşamadı. En sonunda menajerine ulaşan yönetim "Benim de haberim yok , avukatı oyuncuyu korumak için yapmış" cevabını alınca Şaban'ın gittiği kesinleşmiş oldu.
Burda üç ayak var , geçtiğimiz sezon alacağını ödemeyen eski yönetim , şimdiki alacağını ödemeyen yönetim ve Şaban Yılmaz Genişyürek. Üçünün de pek doğru işler yapmadığını söylemeliyim. Özellikle Şaban'a verilen tepkiler çok haklı bana göre. Gide gide Göztepe'ye gitmek değil , profesyonel yaşam elbette ki transfer olacaktır ki duyduğuma göre yıllık 700.000 liraya anlaşmış Göztepe ile. Bu rakama tabi ki imza atıcaktır ancak bunu yapış şekli gerçekten kendisinden soğutacak şekilde.
Böyle katakulli ile transfer olup başarılı olan bir oyuncu örneği yok Türkiye'de. En başarılısı diyebileceğimiz adam Mehmet Topuz ki o Beşiktaş'ın oyuncusu değildi. Umarım Genişyürekli Şaban sadece profesyonel düşünebilir sezon boyunca.
Olayı baştan sona gelişimi şöyle olmuştu ; Şaban Temmuz ayı başında federasyona geçtiğmiz yıldan kalan alacaklarını tahsil etmek için başvurdu. Bunun ardından 30 gün içerisinde parayı yatırması gereken Karşıyaka Spor Kulübü durumun farkına geç vardı. Ödemenin son günü Şaban ve menajeri ile yapılan görüşmelerde bir gün sonra ödeme yapılsa sorun olup olmayacağı soruldu , ardından Şaban tarafından "tabi ki ben buranın oyuncusuyum" tarzı bir cevap geldi.
Bunun üzerine ertesi gün parayı yatıran Karşıyaka ne Şaban'a ne de menajerine ulaşamadı. En sonunda menajerine ulaşan yönetim "Benim de haberim yok , avukatı oyuncuyu korumak için yapmış" cevabını alınca Şaban'ın gittiği kesinleşmiş oldu.
Burda üç ayak var , geçtiğimiz sezon alacağını ödemeyen eski yönetim , şimdiki alacağını ödemeyen yönetim ve Şaban Yılmaz Genişyürek. Üçünün de pek doğru işler yapmadığını söylemeliyim. Özellikle Şaban'a verilen tepkiler çok haklı bana göre. Gide gide Göztepe'ye gitmek değil , profesyonel yaşam elbette ki transfer olacaktır ki duyduğuma göre yıllık 700.000 liraya anlaşmış Göztepe ile. Bu rakama tabi ki imza atıcaktır ancak bunu yapış şekli gerçekten kendisinden soğutacak şekilde.
Böyle katakulli ile transfer olup başarılı olan bir oyuncu örneği yok Türkiye'de. En başarılısı diyebileceğimiz adam Mehmet Topuz ki o Beşiktaş'ın oyuncusu değildi. Umarım Genişyürekli Şaban sadece profesyonel düşünebilir sezon boyunca.
11 Ağustos 2012 Cumartesi
Olimpiyatlarda Türkiye - Comeback
Son yazıyı yazdığımda Servet Tazegül'ün madalya alacağını tahmin ediyordum sadece , onu da altın beklentisiyle takip etmedim ,sadece madalya adayıydı gözümde yaşadığımız başarısızlıklar sonrası. Ancak önce Servet Tazegül ardından Nur Tatar tekvando da altın ve gümüşü ülkemize kazandırdılar. Bu Bahri Tanrıkulu'nun 2004 Atina'da yaktığı meşalenin etkisiydi bana göre , bu günlerde Servet'i Nur Tatar 'ı ve yine Bahri Tanrıkulu'yu izleyen nesiller gelecek yıllarda tekvando da başarılı sonuçlar almamızı sağlayacaktır.
Sporun özellikle de olimpiyatlardaki sporların ülkede böyle bir etkisi var yadsınamaz.
Bizler de senelerdir atletizm başlamadan olimpiyat başlamaz geyikleri yapar , ancak atletizm yarışmalarında sadece seyirci kalırdık.Ruhi Sarıalp 1948'de uzun atlamada ilk madalyayı almıştı ve görememiştik. Eşref Apak'ın aldığı madalya ise sonradan kendisine verilmişti zira 3. olan Macar atlet Adrian Annus dopingli çıkmıştı.
Bu yıl olimpiyatlarda ilk olarak Nevin Yanıt çıktı sahneye , ülkemizin spor kültürü ve kendi yetiştiği şehir olan Mersin'in imkanları düşünüldüğünde 2 kere 100 metre engellide Avrupa Şampiyonu ünvanı ile gelmişti Nevin olimpiyata. Final koşması bile inanılmaz bir başarıydı ki Nevin bunu başardı , hem de hedeflediği derece olan 12.59'un üzerine çıkarak.
Yazının başında belirttiğim tohum atma , gelecek nesilleri etkileme konusundaki örnek ise 1500 metre de yaşandı. Sürreya Ayhan'ı seversiniz sevmezsiniz , doping sebebiyle ömür boyu men cezası alsa da açtığı yolda iki tane 1500 metrecimiz Gamze Bulut ve Aslı Çakır Alptekin finalde yarışıyordu. Aslı Çakır Alptekin'den madalya beklentim oluşmuştu yarı finalleri izledikten sonra ama yine de temkinliydim. Ancak öyle inanılmaz bir yarış oldu ki benim de hala tüylerim diken diken oluyor izlediğimde. Aslı birinci Gamze ise ikinci olmuştu , hayaller gerçekti , olimpiyatta bir dublemiz vardı atletizmde. Şimdi yapılması gereken ise çok basit aslında , Aslı ve Gamze'nin başarısıyla böbürlenmek reklam yapmak yerine , yeni Aslı ve Gamzeleri yeni spor dallarında nasıl yetiştirebiliriz sorusuna bilimsel ve gerçekçi cevaplar verip , gerekli önlemleri almak. Bu sevincimizi katlayarak yaşamamızı sağlayan Cüneyt Kıran'a da ayrıca tebrikler. Kendisi normalde sakin , tenis anlatmayı seven bir spikerdir ama o bile nasıl heyecanlanmış.
8 Ağustos 2012 Çarşamba
Olimpiyatlarda Türkiye
Olimpiyat öncesinde tarihin en başarılı Türk kafilesi vardı kağıt üzerinde. Tarihimizde ilk defa takım sporlarına 2 takım ile katılıyor hem de bunlar kadın takımları oluyordu. Kadın voleybol ve basketbol takımlarımızı olimpiyatta izlemek çok büyük başarıdır bana göre.
Diğer sporlarda ise beklentilerin üzerinde kadrolarla gitmiştik. Ancak yarışmalar başlayınca benim için hayal kırıklığı başladı. Senelerdir olimpiyat izleyip halterde aldığımız madalyalarla sevinmiştik. Naim Süleymanoğlu'nun efsanevi dönemlerini internetten okusam da Halil Mutlu'yu Taner Sağır'ı Nurcan Taylan'ı rekorlar kırarken izleyebilmiştim. Bu sporcuların bu olimpiyatta yer alamıyor oluşuna da fazla içerlememiş nası l olsa arkasından yenisi gelmiştir diye düşünmüştüm ama halter milli takımımız beni yanılttı. Sibel Şimşek en büyük madalya umudumuzdu , o da alamayınca maalesef halteri boş geçmiş olduk.
Atletizm'de ise halterde yaşanan başarısızlığın ötesinde sporcularımıza biraz tepkiliyim. Aslı Çakır Alptekin , Nevin Yanıt gibi iki madalya adayı sporcumuzdan bahsetmiyorum. Gülcan Mıngır elemeleri geçemeyip elendiğinde , TRT'ye röportaj verip bilmiyorum olmadı diyor. Sen olimpik bir sporcusun , performansının neden düşük kaldığını senden iyi kim bilecek ? Bilemiyorum olmadı , bakanımızdan özür diliyoruz açıklaması her şeyi özetliyor sanırım.
Diğer sporlarda ise beklentilerin üzerinde kadrolarla gitmiştik. Ancak yarışmalar başlayınca benim için hayal kırıklığı başladı. Senelerdir olimpiyat izleyip halterde aldığımız madalyalarla sevinmiştik. Naim Süleymanoğlu'nun efsanevi dönemlerini internetten okusam da Halil Mutlu'yu Taner Sağır'ı Nurcan Taylan'ı rekorlar kırarken izleyebilmiştim. Bu sporcuların bu olimpiyatta yer alamıyor oluşuna da fazla içerlememiş nası l olsa arkasından yenisi gelmiştir diye düşünmüştüm ama halter milli takımımız beni yanılttı. Sibel Şimşek en büyük madalya umudumuzdu , o da alamayınca maalesef halteri boş geçmiş olduk.
Atletizm'de ise halterde yaşanan başarısızlığın ötesinde sporcularımıza biraz tepkiliyim. Aslı Çakır Alptekin , Nevin Yanıt gibi iki madalya adayı sporcumuzdan bahsetmiyorum. Gülcan Mıngır elemeleri geçemeyip elendiğinde , TRT'ye röportaj verip bilmiyorum olmadı diyor. Sen olimpik bir sporcusun , performansının neden düşük kaldığını senden iyi kim bilecek ? Bilemiyorum olmadı , bakanımızdan özür diliyoruz açıklaması her şeyi özetliyor sanırım.
5 Ağustos 2012 Pazar
Olimpiyat Kadınlar Tenis
Kadınlar teniste beklenilen gerçekleşti üst sıralar düşünüldüğünde. Her zaman kadınların dengesizliğinin en çok teniste kendini gösterdiğini söylerim ancak bazı oyuncular var ki gerçekten bu algımı kırıyor. Serena , Masha ve Vika bu oyuncular ki kendilerini olimpiyat kürsüsünde görebiliyoruz.
Serena Williams'ın sağlıklı olduğu zaman kadın tenisinde rakibinin olmadığını biliyoruz. Belki bazen toprakta aksayabiliyor ama onun dışındaki tüm zeminlerde ezici üstünlükle rakiplerini geçiyor. Wimbledon'da da aynen böyle oldu. 3. turdan itibaren öyle bir moda girdi ki önce Zvonareva sonrasında da Wozniacki , Azarenka'yı sanki hiç WTA 1 numarası olmamışlar gibi yendi. Finalde de Masha karşısında bu muhteşem performansı süsleyen bir maç çıkardı ve altına hiçte zorlanmadan ulaştı.
Turnuvanın bana göre flaş ismi ise Maria Kirilenko oldu. Maria'yı oyun içinde başvurduğu ufak tefek kurnazlıklar sebebiyle ne ben ne de diğer WTA tur oyuncuları sevmez.Ancak sezarın hakkı sezara diyip sergilediği iyi performansın hakkını verelim. 3. tura kadar zorlanmadan gelse de 3. turda ilk turda Wimbledon 2012 finalisti Radwanska'yı eleyen Göerges'i eleyen Kirilenko geçtiğimiz yılın Wimby kazananı Kvitova'yı eleyip yarı finalde Masha karşısına dikildi. Ancak çekirge bir zıplar iki zıplar hesabı , üçüncü büyük rakibi Maria Sharapova karşısında elendi Kirilenko. Bronz maçında da Azarenka karşısında ara ara parlasa da pek varlık gösteremedi ve olimpiyat dördüncülüğü ünvanıyla evine döndü.
Açıkçası bu turnuvada altını Serena Williams aldı ama benim gözümde gümüş ile bronz alanın hiç bir farkı yok. Serena ikisini de eze eze yendi , biri sadece kurada Serena ile önce eşleşme şanssızlığına sahipti.
Serena Williams'ın sağlıklı olduğu zaman kadın tenisinde rakibinin olmadığını biliyoruz. Belki bazen toprakta aksayabiliyor ama onun dışındaki tüm zeminlerde ezici üstünlükle rakiplerini geçiyor. Wimbledon'da da aynen böyle oldu. 3. turdan itibaren öyle bir moda girdi ki önce Zvonareva sonrasında da Wozniacki , Azarenka'yı sanki hiç WTA 1 numarası olmamışlar gibi yendi. Finalde de Masha karşısında bu muhteşem performansı süsleyen bir maç çıkardı ve altına hiçte zorlanmadan ulaştı.
Turnuvanın bana göre flaş ismi ise Maria Kirilenko oldu. Maria'yı oyun içinde başvurduğu ufak tefek kurnazlıklar sebebiyle ne ben ne de diğer WTA tur oyuncuları sevmez.Ancak sezarın hakkı sezara diyip sergilediği iyi performansın hakkını verelim. 3. tura kadar zorlanmadan gelse de 3. turda ilk turda Wimbledon 2012 finalisti Radwanska'yı eleyen Göerges'i eleyen Kirilenko geçtiğimiz yılın Wimby kazananı Kvitova'yı eleyip yarı finalde Masha karşısına dikildi. Ancak çekirge bir zıplar iki zıplar hesabı , üçüncü büyük rakibi Maria Sharapova karşısında elendi Kirilenko. Bronz maçında da Azarenka karşısında ara ara parlasa da pek varlık gösteremedi ve olimpiyat dördüncülüğü ünvanıyla evine döndü.
Açıkçası bu turnuvada altını Serena Williams aldı ama benim gözümde gümüş ile bronz alanın hiç bir farkı yok. Serena ikisini de eze eze yendi , biri sadece kurada Serena ile önce eşleşme şanssızlığına sahipti.
Federer - Murray
Olimpiyatlarda daha sık yazacağımı belirttim ama tatildir odur budur derken fırsat bulamadım pek yazmaya. Erkekler teniste beklediğim eşleşmelerin hepsi gerçekleşti , Ferrer'in erken elenmesi , Del Potro'nun çok çok iyi performans göstermesi dışında sürpriz pek yoktu benim açımdan. Özellikle Del Potro'nun iyi performansı US Open öncesi umutlandırdı beni zira büyük dörtlünün arasına girebilecek yetenekte bi oyuncu kendisi.
Gelelim final yoluna , Federer için daha öncede belirttiğim gibi varsa yoksa olimpiyat altını. Kariyerinde eksik olan tek parça Olimpiyat Altın'ını alıp emekli olmayı düşünüyor ekselansları. Ancak bu madalyanın onun üzerinde yarattığı baskıyı yarı finale kadar göremedik . En iyi olduğu zemin olan çimde 2 setlik karşılaşmalarda rakiplerini kolaylıkla geçen Federer , yarı final maçında Del Potro karşısında ilk seti verdiğinde işleri zora sokmuştu. İnanılmaz basit hatalar yapan Federer 2. seti reaksiyon göstererek aldı fakat 3. sette yine madalya stresi sardı kendisini. Yakaladığı fırsatları bir türlü değerlendiremeyen Federer az daha altın madalya maçına çıkamayabilirdi ki maç sonunda Del Potro'nun göz yaşları da rakibin ne kadar çok istediğini gösteriyordu.
Murray ise Wimbledon'daki gibi kolay kuradan gelmedi , zorlu çetrefilli rakipleri eledi ve son olarak Nole ile karşılaştı. Novak Djokovic karşısında çok çok iyi oynadı Murray seyircisinin desteğiyle . Hatta seyirci demek az kalır , bildiğimiz Fed Cup taraftarıydı o gün merkez korttakiler. Murray Federer'in yaşı düşünüldüğün şu an da en yetenekli tenisçi ilk 4 içerisinde ancak iş ne zaman fiziksel yeteneklerini mental özellikleriyle birleştirme konusuna gelse hep eksik kaldı. Bir türlü o beklenilen mental olgunluğu gösteremedi. Bu turnuvadan önceki Wimbledon finalinde kaybedince yine gözyaşlarını tutamamıştı ama bu sefer Federer'in büyüklüğü altında ezildiğinden değil , kazanabileceğini anlayıp bu fırsatı kaçırdığı içindi gözyaşları. Olimpiyatlarda da bu bilinçte oynayan Murray final maçında beklentinin aksine benim favorim. Eğer biraz sağlam durmayı öğrenmişse Wimbledon finali sonrası , madalya stresini üzerinde yaşayan Federer'i yenip altını almaması için hiç bir neden yok. Umarım uzun ve kaliteli rallileri olan bir maç izleriz.
Gelelim final yoluna , Federer için daha öncede belirttiğim gibi varsa yoksa olimpiyat altını. Kariyerinde eksik olan tek parça Olimpiyat Altın'ını alıp emekli olmayı düşünüyor ekselansları. Ancak bu madalyanın onun üzerinde yarattığı baskıyı yarı finale kadar göremedik . En iyi olduğu zemin olan çimde 2 setlik karşılaşmalarda rakiplerini kolaylıkla geçen Federer , yarı final maçında Del Potro karşısında ilk seti verdiğinde işleri zora sokmuştu. İnanılmaz basit hatalar yapan Federer 2. seti reaksiyon göstererek aldı fakat 3. sette yine madalya stresi sardı kendisini. Yakaladığı fırsatları bir türlü değerlendiremeyen Federer az daha altın madalya maçına çıkamayabilirdi ki maç sonunda Del Potro'nun göz yaşları da rakibin ne kadar çok istediğini gösteriyordu.
Murray ise Wimbledon'daki gibi kolay kuradan gelmedi , zorlu çetrefilli rakipleri eledi ve son olarak Nole ile karşılaştı. Novak Djokovic karşısında çok çok iyi oynadı Murray seyircisinin desteğiyle . Hatta seyirci demek az kalır , bildiğimiz Fed Cup taraftarıydı o gün merkez korttakiler. Murray Federer'in yaşı düşünüldüğün şu an da en yetenekli tenisçi ilk 4 içerisinde ancak iş ne zaman fiziksel yeteneklerini mental özellikleriyle birleştirme konusuna gelse hep eksik kaldı. Bir türlü o beklenilen mental olgunluğu gösteremedi. Bu turnuvadan önceki Wimbledon finalinde kaybedince yine gözyaşlarını tutamamıştı ama bu sefer Federer'in büyüklüğü altında ezildiğinden değil , kazanabileceğini anlayıp bu fırsatı kaçırdığı içindi gözyaşları. Olimpiyatlarda da bu bilinçte oynayan Murray final maçında beklentinin aksine benim favorim. Eğer biraz sağlam durmayı öğrenmişse Wimbledon finali sonrası , madalya stresini üzerinde yaşayan Federer'i yenip altını almaması için hiç bir neden yok. Umarım uzun ve kaliteli rallileri olan bir maç izleriz.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)



