14 Ekim 2012 Pazar

2012 Tenis Sezonu Biterken

Uzun zaman sonra merhaba , bundan sonra arayı kısa tutmaya çalışacağım. Tenis hakkında uzun zamandır bir şeyler karalayamamıştım. Blogda sağ tarafta resmini görebileceğiniz ekselansları Wimbledon'ı kazanmak için oynadı tüm sezon desek yeridir. Wimbledon'da şansının da yardımıyla zafere ulaştı.
Şansı neydi ?
-Nadal'ın Rosol'a sürpriz şekilde elenmesi.
-Djokovic'in formsuzluğu ve hafif sakatlıkların etkisi.
-Murray'in final de o son adımı atacak karaktere henüz ulaşamamış olmasıydı.
Tüm bu etmenler bir araya geldiğinde ekselansları için Wimby zaferi çok zor olmadı. Herkesin ağlamasını beklediği adam Roger ağlamadı , asil duruşunu sürdürdü. Ardından Olimpiyat ve US Open oynandı. Olimpiyatta Andy Murray öyle bir görüntü sergiledi ki artık ben o adımı atmaya hazırım mental olarak diyordu. Finalde Roger karşısında çok etkili oynayarak altın madalyaya ulaşması da bu tezimi doğrular nitelikte gerçekleşti.
Erkekler US Open'ı tatil dolayısıyla fazla izleme şansım olmadı ancak turnuva öncesi favorim Andy Murray idi. Finalde Nole karşısında izleme fırsatım oldu sadece , o maçta da Djokovic inanılmaz bir geri dönüşe imza atıyordu ki Andy Murray'in yanında ilk defa şans melekleri belirdi ve Nole hafif bir sakatlık geçirdi final seti öncesi. Final setinde bunu iyi kullanan Murray kariyerine ilk Grand Slam şampiyonluğunu eklemiş oldu.
Murray'in bu başarısı tamamen çalışmanın ve azmin ürünüydü bana göre , kariyeri boyunca kendisinden ileride olan üç oyuncuya (Nadal , Federer , Djokovic) yenilen Murray sonunda onları büyük turnuva finallerinde de yenebileceğini gösterdi. Kendisinde bunu sağlayan adamın da Ivan Lendl gibi büyük finalleri kaybeden bir adam olması da işin ironi kısmı bana göre.
Tenis sezonun sonunda Shangai Masters'da da Djokovic tekrar ivme yakaladığını gösterdi. Wimbledon'ı kazandıktan sonra adeta aktif dinlenme geçiren Federer'i yarı finalde eleyen Murray karşısında 3 maç puanı çeviren Nole maçı  zor da olsa almayı başardı . Arada yaptığı efsanevi tweener ve ardından vurduğu kısa topu da izleyin mutlaka.
Turdaki bizim tenisçimiz Marsel İlhan için ise felaket bir yıl geçti diyebiliriz. Marsel geçtiğimiz yıl Us Open 2. turunda Verdasco'ya elendikten sonra kariyerindeki düşüşü bir türlü durduramadı. Bu yıl içerisinde Can Üner ile yollarını ayırdıktan sonra Erhan Oral ile çalışmaya başladı. İzmir Challenger'da görüşme fırsatı bulduğum Erhan hoca Marsel'in önümüzdeki yıl daha az turnuva oynayacağını , çoğunluğun sıralaması dolayısıyla Challenger olacağını belirtti. Hocanın henüz bir sıralama hedefi olmadığını , çıkabilecekleri kadar yükselmek istediklerini de ekleyelim buraya. Sezon sonu turnuvalarından sonra tekrar görüşmek üzere.

13 Eylül 2012 Perşembe

Şanlıurfaspor maçı sonrası Karşıyaka

Karşıyaka Şanlıurfa maçının geç te olsa değerlendirmesini yapmak gerekli bana göre. Karşıyaka geçtiğimiz sezona oranla daha haddini bilen , rakibine saygı duyarak oynamaya çalışan bir takım görüntüsü çizmişti ilk hafta Manisaspor karşısında. Şanlıurfaspor ise ilk hafta Adana deplasmanında kapanmaya çalışmış , Adana'nın forvetlerinin sıcaktan ve sezonun başlangıcı olmasından kaynaklı formsuzluğundan dolayı gol yemeden berabere kalmayı başardı.

Karşıyaka maça Manisaspor ilk 11'i ile başladı. Yeni transfer Ariza Makukula hazır olmadığı gerekçesiyle Cihat Arslan tarafından kadroya alınmamıştı.Savunma dörtlüsü ilk yarı itibariyle fazla açık vermedi ancak bu Sercan - Onur - Cemil - Orhan dörtlüsünün en zayıf halkası kesinlikle Sercan. İleriye çıkmayı seven oyuncu , önünde oynayan Dalmat ile uyumu tam olarak yakalayamamış durumda. Özellikle geri dönüşlerde sıkıntı yaşadı ve ilk yarıda Şanlıurfa'nın en tek pozisyonu Gökhan Güleç ile gelişti.

Karşıyaka orta sahası takımın oyun karakterini belirliyor bu sezon için. Özellikle ön liberoda oynayan Fatih Şen ve Adnan Güngör ikilisi iyi gözüküyor. Adnan biraz daha performansını yükseltecektir ancak Fatih'in maşallahı var. Kesici rolüne tam anlamıyla adapte olmuş durumda.Adnan ise ilk pas tercihlerinde biraz sıkıntı yaşıyor ancak bunu zamanla ve maç oynadıkça gelişeceği aşikar. Sağ kanatta Dalmat ise bu ligin kalitesinin çok üzerinde bir futbolcu ancak onu da mental olarak maça sokmak , motive etmek gerekiyor.Bu konuda Cihat Arslan'ın karizmatik bir antrenör olmadığı düşünüldüğünde büyük görev tribünlere ve sahadaki takım arkadaşlarına düşüyor.
Sol kanatta Ahmet Burak Solakel'e ise diyecek bir sözüm yok , bana göre muhteşem bir sezon başlangıcı yapan kaptan takımın en iyi oyuncusu konumunda. Caner Ağca ilk hafta Manisaspor karşısında etkisiz kalsa da  bu maçta golünü atarak takımda yerinin olacağını , kapasitesi ölçüsünde elinden geleni yaptığını gösterdi. Banahene ise bana göre bu takımın tek forveti kesinlikle değil. Gerekirse sol kanat , ikinci forvet oynamalı.Bitiriciliği bu kadar düşük bir forvet ve yedekte santrofor oynayabilecek Emre Aktaş ve Makukula varken ilerleyen haftalarda forma giymesi zor gözüküyor tek forvet pozisyonunda.
Karşıyaka'da işler insana umut veren şekilde gerçekleşti Urfa maçında. Haddimizi bilerek oynadık , gerekli golü bulduktan sonra da kapanıp üç puanı aldık. Tüm herkesin dilinde paralar düzenli ödenirse bu takım iş yapar fikri oluştuktan bir iki gün sonra da peşinatların ödendiği haberi gelince herkes inanmaya başladı ufaktan.
Ancak bu inancı iki gün sonra ters teperken görebiliriz. Ankaragücü ilk 2 hafta izlediğim kadarıyla ligin hiçte öyle averaj takımı değil. Erciyes maçında çatır çatır top oynarken hakemin takdiri sonucu 10 kişi kaldılar ve Erciyes'i oldukça zorladılar.Adanaspor karşısında da ellerinden geleni yaptılar ve karakterli genç bir takım görüntüsü çizdiler.
Cumartesi günkü maç için tekrar yazar , çizeriz.

30 Ağustos 2012 Perşembe

PTT 1. Lig 1. Hafta Değerlendirme

Geçtiğimiz sürede Bank Asya 1. Lig o muhteşem müziğini artık duyamayacağımızı öğrendik. 1. Lig'in yeni sponsoru PTT oldu ve ligin adı PTT 1. Lig olarak değişti.
1. ligde ilk hafta geride kalmış , maçlara sıcak ve beklentileri karşılayamayan ve beklentilerin üzerine çıkan takımlar damgayı vurmuştu. Beklentiyi karşılayamayanlar olarak ilk hafta için konuşacak olursam  Konyaspor,Göztepe ve Boluspor'u gösterebilirim. İkisi de şampiyonluk için çok iddialı kadrolarla başladıkları sezonda bekleneni ilk maçta bekleneni veremediler.

Kartal deplasmanında çok sıcak ve nemli havada oynayan Göztepe öne geçmesine rağmen sahadan 2-1 mağlubiyetle ayrıldı.


Boluspor ise içeride bal yapmayan arı gibiydi. Adana Demirspor karşısında doğru düzgün pozisyona giremeden maçı tamamladılar.Adana Demirspor maçtan bir gün önce hocası Güvenç Kurtar istifa etmesine rağmen yeni hocaları Osman Özdemir yönetiminde çok iyi bir görüntü çizdi.


Konyaspor'da transfer yasağının kalkmasıyla ligin iddialı kadrolarından birini kurdu.Özellikle orta sahaya
alınan Neca ve ileri uçtaki Ali Zitouni , Emil Angelov transferleri taraftarını heyecanlandıracak cinstendi ama onlar da Bucaspor'un klasik sürpriz yaptığı takım oldular.Klasik sürpriz nasıl olur demeyin , 1.Lig'de Bucaspor rakibi istediği kadar formda , maçın favorisi olursa olsun sürpriz yapabilme potansiyeli en yüksek takım.Bu maçta da eski oyuncuları ve yeni transferleri Mehmet Batdal ile sonuca gitmeyi başardılar.



Karşıyaka-Manisaspor maçında ise benim beklentim net bir Manisaspor galibiyetiydi.Karşıyaka'da daha önce de yazdığımız malum problemler ve forvette Şaban'ın ayrılması sonucu tek oynayabilecek Banahene'nin kalmasının ardından hücum zenginliği düşük bir takım bekliyordum.Öyle de oldu ama Karşıyaka geçtiğimiz yıla göre takım gibi hareket etmeyi öğrenmiş. Uzun zamandır gözükmeyen mücadeler karakteri ortaya çıkmış. Kalede Necati Yılmaz'ın yediği gole şaşıran olmamıştır zira Necati'nin böyle baraj hataları meşhur oldu artık. Golü yedikten sonra ortaya karakter koyan Karşıyaka mağlubiyeti kabullenmedi. Henüz fizik olarak hazır olmadıkları için çok fazla pozisyona giremeseler de mücadele istekleri son dakikada kornerden Fatih Şen'in bulduğu golle meyvesini verdi. Maçın en önemli noktası taraftarın takıma inancını sağlaması ve gelecek için umut vermesi oldu.


Diğer maçlara ise göz ucuyla baktım ancak Sercan'nın 1461 Trabzon maçının her yerine damga vurduğunu da not düşelim.Hem golü atıp , penaltıyı yaptıran ardından bir de kırmızı kart gören Sercan takımını galibiyete taşıyan adam oldu.

18 Ağustos 2012 Cumartesi

Şaban Yılmaz Genişyürek

Şaban Genişyürek Göztepe'de. Karşıyakalıların geçtiğimiz yıl en çok sevdiği , Karşıyaka çocuğu dedikleri Şaban önce sözleşmesini feshetti ardından Göztepe ile sözleşme imzaladı.
Olayı baştan sona gelişimi şöyle olmuştu ; Şaban Temmuz ayı başında federasyona geçtiğmiz yıldan kalan alacaklarını tahsil etmek için başvurdu. Bunun ardından 30 gün içerisinde parayı yatırması gereken Karşıyaka Spor Kulübü durumun farkına geç vardı. Ödemenin son günü Şaban ve menajeri ile yapılan görüşmelerde bir gün sonra ödeme yapılsa sorun olup olmayacağı soruldu , ardından Şaban tarafından "tabi ki ben buranın oyuncusuyum" tarzı bir cevap geldi.
Bunun üzerine ertesi gün parayı yatıran Karşıyaka ne Şaban'a ne de menajerine ulaşamadı. En sonunda menajerine ulaşan yönetim "Benim de haberim yok , avukatı oyuncuyu korumak için yapmış" cevabını alınca Şaban'ın gittiği kesinleşmiş oldu.
Burda üç ayak var , geçtiğimiz sezon alacağını ödemeyen eski yönetim , şimdiki alacağını ödemeyen yönetim ve Şaban Yılmaz Genişyürek. Üçünün de pek doğru işler yapmadığını söylemeliyim. Özellikle Şaban'a verilen tepkiler çok haklı bana göre. Gide gide Göztepe'ye gitmek değil , profesyonel yaşam elbette ki transfer olacaktır ki duyduğuma göre yıllık 700.000 liraya anlaşmış Göztepe ile. Bu rakama tabi ki imza atıcaktır ancak bunu yapış şekli gerçekten kendisinden soğutacak şekilde.
Böyle katakulli ile transfer olup başarılı olan bir oyuncu örneği yok Türkiye'de. En başarılısı diyebileceğimiz adam Mehmet Topuz ki o Beşiktaş'ın oyuncusu değildi. Umarım Genişyürekli Şaban sadece profesyonel düşünebilir sezon boyunca.

11 Ağustos 2012 Cumartesi

Olimpiyatlarda Türkiye - Comeback


Son yazıyı yazdığımda Servet Tazegül'ün madalya alacağını tahmin ediyordum sadece , onu da altın beklentisiyle takip etmedim ,sadece madalya adayıydı gözümde yaşadığımız başarısızlıklar sonrası. Ancak önce Servet Tazegül ardından Nur Tatar tekvando da altın ve gümüşü ülkemize kazandırdılar. Bu Bahri Tanrıkulu'nun 2004 Atina'da yaktığı meşalenin etkisiydi bana göre , bu günlerde Servet'i Nur Tatar 'ı ve yine Bahri Tanrıkulu'yu izleyen nesiller gelecek yıllarda tekvando da başarılı sonuçlar almamızı sağlayacaktır. 
Sporun özellikle de olimpiyatlardaki sporların ülkede böyle bir etkisi var yadsınamaz. 
Bizler de senelerdir atletizm başlamadan olimpiyat başlamaz geyikleri yapar , ancak atletizm yarışmalarında sadece seyirci kalırdık.Ruhi Sarıalp 1948'de uzun atlamada ilk madalyayı almıştı ve görememiştik. Eşref Apak'ın aldığı madalya ise sonradan kendisine verilmişti zira 3. olan Macar atlet Adrian Annus dopingli çıkmıştı.
Bu yıl olimpiyatlarda ilk olarak Nevin Yanıt çıktı sahneye , ülkemizin spor kültürü ve kendi yetiştiği şehir olan Mersin'in imkanları düşünüldüğünde 2 kere 100 metre engellide Avrupa Şampiyonu ünvanı ile gelmişti Nevin olimpiyata. Final koşması bile inanılmaz bir başarıydı ki Nevin bunu başardı , hem de hedeflediği derece olan 12.59'un üzerine çıkarak.
Yazının başında belirttiğim tohum atma , gelecek nesilleri etkileme konusundaki örnek ise 1500 metre de yaşandı. Sürreya Ayhan'ı seversiniz sevmezsiniz , doping sebebiyle ömür boyu men cezası alsa da açtığı yolda iki tane 1500 metrecimiz Gamze Bulut ve Aslı Çakır Alptekin finalde yarışıyordu. Aslı Çakır Alptekin'den madalya beklentim oluşmuştu yarı finalleri izledikten sonra ama yine de temkinliydim. Ancak öyle inanılmaz bir yarış oldu ki benim de hala tüylerim diken diken oluyor izlediğimde. Aslı birinci Gamze ise ikinci olmuştu , hayaller gerçekti , olimpiyatta bir dublemiz vardı atletizmde. Şimdi yapılması gereken ise çok basit aslında , Aslı ve Gamze'nin başarısıyla böbürlenmek reklam yapmak yerine , yeni Aslı ve Gamzeleri yeni spor dallarında nasıl yetiştirebiliriz sorusuna bilimsel ve gerçekçi cevaplar verip , gerekli önlemleri almak. Bu sevincimizi katlayarak yaşamamızı sağlayan Cüneyt Kıran'a  da ayrıca tebrikler. Kendisi normalde sakin , tenis anlatmayı seven bir spikerdir ama o bile nasıl heyecanlanmış.

8 Ağustos 2012 Çarşamba

Olimpiyatlarda Türkiye

Olimpiyat öncesinde tarihin en başarılı Türk kafilesi vardı kağıt üzerinde. Tarihimizde ilk defa takım sporlarına 2 takım ile katılıyor hem de bunlar kadın takımları oluyordu. Kadın voleybol ve basketbol takımlarımızı olimpiyatta izlemek çok büyük başarıdır bana göre.
Diğer sporlarda ise beklentilerin üzerinde kadrolarla gitmiştik. Ancak yarışmalar başlayınca benim için hayal kırıklığı başladı. Senelerdir olimpiyat izleyip halterde aldığımız madalyalarla sevinmiştik. Naim Süleymanoğlu'nun efsanevi dönemlerini internetten okusam da Halil Mutlu'yu Taner Sağır'ı  Nurcan Taylan'ı rekorlar kırarken izleyebilmiştim. Bu sporcuların bu olimpiyatta yer alamıyor oluşuna da fazla içerlememiş nası l olsa arkasından yenisi gelmiştir diye düşünmüştüm ama halter milli takımımız beni yanılttı. Sibel Şimşek en büyük madalya umudumuzdu ,  o da alamayınca maalesef halteri boş geçmiş olduk.
Atletizm'de ise halterde yaşanan başarısızlığın ötesinde sporcularımıza biraz tepkiliyim. Aslı Çakır Alptekin , Nevin Yanıt gibi iki madalya adayı sporcumuzdan bahsetmiyorum. Gülcan Mıngır elemeleri geçemeyip elendiğinde , TRT'ye röportaj verip bilmiyorum olmadı diyor. Sen olimpik bir sporcusun , performansının neden düşük kaldığını senden iyi kim bilecek ? Bilemiyorum olmadı , bakanımızdan özür diliyoruz açıklaması her şeyi özetliyor sanırım.

5 Ağustos 2012 Pazar

Olimpiyat Kadınlar Tenis

Kadınlar teniste beklenilen gerçekleşti üst sıralar düşünüldüğünde. Her zaman kadınların dengesizliğinin en çok teniste kendini gösterdiğini söylerim ancak bazı oyuncular var ki gerçekten bu algımı kırıyor. Serena , Masha ve Vika bu oyuncular ki kendilerini olimpiyat kürsüsünde görebiliyoruz.
Serena Williams'ın sağlıklı olduğu zaman kadın tenisinde rakibinin olmadığını biliyoruz. Belki bazen toprakta aksayabiliyor ama onun dışındaki tüm zeminlerde ezici üstünlükle rakiplerini geçiyor. Wimbledon'da da aynen böyle oldu. 3. turdan itibaren öyle bir moda girdi ki önce Zvonareva  sonrasında da  Wozniacki , Azarenka'yı sanki hiç WTA 1 numarası olmamışlar gibi yendi. Finalde de  Masha karşısında bu muhteşem performansı süsleyen bir maç çıkardı ve altına hiçte zorlanmadan ulaştı.
Turnuvanın bana göre flaş ismi ise Maria Kirilenko oldu. Maria'yı oyun içinde başvurduğu ufak tefek kurnazlıklar sebebiyle ne ben ne de diğer WTA tur oyuncuları sevmez.Ancak sezarın hakkı sezara diyip sergilediği iyi performansın hakkını verelim. 3. tura kadar zorlanmadan gelse de 3. turda ilk turda Wimbledon 2012 finalisti Radwanska'yı eleyen Göerges'i eleyen Kirilenko geçtiğimiz yılın Wimby kazananı Kvitova'yı eleyip yarı finalde Masha karşısına dikildi. Ancak çekirge bir zıplar iki zıplar hesabı , üçüncü büyük rakibi Maria Sharapova karşısında elendi Kirilenko. Bronz maçında da Azarenka karşısında ara ara parlasa da pek varlık gösteremedi  ve olimpiyat dördüncülüğü ünvanıyla evine döndü.
Açıkçası bu turnuvada altını Serena Williams aldı ama benim gözümde gümüş ile bronz alanın hiç bir farkı yok. Serena ikisini de eze eze yendi , biri sadece kurada Serena ile önce eşleşme şanssızlığına sahipti.

Federer - Murray

Olimpiyatlarda daha sık yazacağımı belirttim ama tatildir odur budur derken fırsat bulamadım pek yazmaya. Erkekler teniste beklediğim eşleşmelerin hepsi gerçekleşti , Ferrer'in erken elenmesi , Del Potro'nun çok çok iyi performans göstermesi dışında sürpriz pek yoktu benim açımdan. Özellikle Del Potro'nun iyi performansı US Open öncesi umutlandırdı beni zira büyük dörtlünün arasına girebilecek yetenekte bi oyuncu kendisi.

Gelelim final yoluna , Federer için daha öncede belirttiğim gibi varsa yoksa olimpiyat altını. Kariyerinde eksik olan tek parça Olimpiyat Altın'ını alıp emekli olmayı düşünüyor ekselansları. Ancak bu madalyanın onun üzerinde yarattığı baskıyı yarı finale kadar göremedik . En iyi olduğu zemin olan çimde 2 setlik karşılaşmalarda rakiplerini kolaylıkla geçen Federer , yarı final maçında Del Potro karşısında ilk seti verdiğinde işleri zora sokmuştu. İnanılmaz basit hatalar yapan Federer 2. seti reaksiyon göstererek aldı fakat 3. sette yine madalya stresi sardı kendisini. Yakaladığı fırsatları bir türlü değerlendiremeyen Federer az daha altın madalya maçına çıkamayabilirdi ki maç sonunda Del Potro'nun göz yaşları da rakibin ne kadar çok istediğini gösteriyordu.

Murray ise Wimbledon'daki gibi kolay kuradan gelmedi , zorlu çetrefilli rakipleri eledi ve son olarak Nole ile karşılaştı. Novak Djokovic karşısında çok çok iyi oynadı Murray seyircisinin desteğiyle . Hatta seyirci demek az kalır , bildiğimiz Fed Cup taraftarıydı o gün merkez korttakiler. Murray Federer'in yaşı düşünüldüğün şu an da en yetenekli tenisçi ilk 4 içerisinde ancak iş ne zaman fiziksel yeteneklerini mental özellikleriyle birleştirme konusuna gelse hep eksik kaldı. Bir türlü o beklenilen mental olgunluğu gösteremedi. Bu turnuvadan önceki Wimbledon finalinde kaybedince yine gözyaşlarını tutamamıştı ama bu sefer Federer'in büyüklüğü altında ezildiğinden değil , kazanabileceğini anlayıp bu fırsatı kaçırdığı içindi gözyaşları.  Olimpiyatlarda da bu bilinçte oynayan Murray final maçında beklentinin aksine benim favorim. Eğer biraz sağlam durmayı öğrenmişse Wimbledon finali sonrası , madalya stresini üzerinde yaşayan Federer'i yenip altını almaması için hiç bir neden yok. Umarım uzun ve kaliteli rallileri olan bir maç izleriz.

25 Temmuz 2012 Çarşamba

Londra 2012'ye Doğru - Erkekler Tenis

2012 Londra resmi olarak başlamasa da kadınlar futbol maçları için start bugün verildi. Ben de ilgi alanlarımdan olan tenisi ele almak istiyorum.Tenis bildiğiniz üzere momentumun , dönemsel formun çok önemli  olduğu bir spor. Kadın tenisinde bu gün be gün hatta oyundan oyuna bile değişebilmekte iken erkek tenisinde istikrar biraz daha hakim olaya.
2008 Pekin'e giderken Rafael Nadal tenis tarihinin en büyük dominasyonlarından birini sergiliyordu.  Toprakta her zaman iyi olan Rafa , Roland Garros sonrası Wimbledon'da izlediğim en iyi tenis maçında Roger Federer'i 5 sette mağlup etmişti. Rafa finalde Federer ile karşılaşıp onu mağlup ettiğinde Federer'in kariyerinde ulaşamadığı tek başarıya ulaşmakla kalmayıp onu 237 haftadır oturduğu ATP 1 numara koltuğundan da ediyordu. O tarihten sonra Federer 2009 yılını çok çok iyi geçirip Nadal'ın sakatlığında Roland Garros + Wimbledon ikilisini kazanmıştı. 2010 Avustralya ardından ise büyük bir düşüş baş gösterdi kariyerinde. Artık Federer bitiyor mu denilmişti ki kendisi 2012 Wimbledon'da yine Nadal ile karşılaşmadan turnuvayı kazanmayı başardı. Bunu yaparken  de 2008 Nadal dominasyonundan daha büyüğünü gösteren Novak Djokovic'i mağlup etti.Wimbledon'ı kazanmasıyla 2008 yılında bıraktığı 1 numarayı da geri almıştı Federer.

Novak Djokovic ise 2011 yılında mükemmel bir sezon geçirdi. Roland Garros dışında kalan 3 büyük turnuvayı kazanmasından daha önemlisi , rakiplerinin hepsinden üstün olarak ve kortta yıldırararak mağlup etmesi , bu süreçte hiç sakatlanmaması idi. 2012 yılında ise beklenen performansı sergileyemedi ve Roland Garros ardından 1 numarayı Rafael Nadal'a bıraktı. Wimbledon'da Nadal elenince acaba Federer'in ardından iki yıl üst üste kazanan bir oyuncu çıkar mı dedik ama yarı finalde Federer karşısında mağlup oldu. Bu rakamsal ve istatistiksel verileri verdiğim iki oyuncunun yanı sıra bir de Andy Murray gerçeği var. Belki de kendisinden sıralama olarak yukarıda bulunan üç oyuncudan da daha yetenekli bir adam Andy. Ancak teniste fiziksel yetenek kadar mental dayanıklılık ve sürekliliğin önemli olduğundan bahsetmiştim , Murray hep bu konuda sınıfta kalıyor. Bu sene Wimbledon'da final oynayarak Britanya'yı heyecanlandıran Murray bu Olimpiyatlar'ı kazanırsa kimse şaşırmasın.

Benim için Nadal'ın çekilmesi çok sevindirici oldu çünkü iki altın üst üste kazanan bir adam görmek istemiyorum. Gönlüm kariyerinde kazanamadığı tek şey olan Olimpiyat Altın Madalyası'nı kazanan bir Roger Federer görmek .  64 oyuncunun katıldığı bu devasa organizasyona All England Club yetkilileri o sahaları nasıl yetiştirecek bence en büyük soru işareti burada. Atletizm, basketbol , voleybol ile olimpiyat keyifinde diğer yazılarda turnuvanın gidişatı ve maçlar üzerine değerlendirmelerde de bulunmak üzere diyelim.

22 Temmuz 2012 Pazar

Karşıyaka'da Seçim Süreci

Karşıyaka Spor Kulübü'nde bu sene bir ilk gerçekleşti. Bildiğiniz üzere kulübün en büyük sponsoru ve onursal başkanı Selçuk Yaşar.Holdinginin basketbola ve futbola verdiği destekler  de kulübün bu günlere kadar ayakta kalmasında en önemli etken. 55 yıldır maddi olarak destek verdiği kulüpte de birçok şey Selçuk Yaşar'ın istediği şekilde gerçekleşiyor. Yönetim seçimlerinde de bu böyle gelmiş böyle gider derken bu sene işler karıştı. 100. yıl sebebiyle çok pahalı bir kadro kuran , Selçuk Yaşar tarafından görevlendirilmiş yönetim , büyük bir fiyasko sonucu son hafta Gaziantep BŞB maçına küme düşmemek için çıktı.Milan'dan transfer edilen Dominic Adiyiah'ı karşılamaya giden 2000 kişiye sorulsa bu soru , herkes güler geçerdi bu senaryoya ancak olan oldu.
Antep karşısında 0-0 beraberlik ve Giresunspor'un farklı kazanamamasıyla utanç duyarak ligde kalan Karşıyaka'da seçim süreci başlamıştı. Mevcut yönetimin olağanüstü genel kurul kararı ardından öncelikle kulübe destek veren Karşıyaka Belediyesi "Biz Yokuz" temalı açıklamasıyla önümüzdeki dönemde Karşıyaka Spor Kulübü'ne destek vermeyeceğini açıklamıştı. Ardındna Yaşar Holding'te "Biz de Yokuz" açıklamasıyla işler iyice sarpa sarmıştı ki o sırada Cihan Büyükoral , başkan adaylığını açıkladı.Kongreye gidildiğinde ise Yaşar Holding ve Belediye desteğini almayı başaran Azat Yeşil ile Cihan Büyükoral  iki adaylı listeyi oluşturdular.Taraftar grubu Çarşı'nın desteğiyle Cihan Büyükoral seçimi kazandı  , kazanırken de ben Yaşar Holding'i istemiyorum , sponsorlar hazır diyerek insanları umutlandırdı.
Seçimlerin ardından geçen ilk haftada önce Hüseyin Hamamcı'nın sportif direktörlüğe , sonra da Yücel İldiz'in teknik direktörlüğe getirilmesiyle kulüpteki heyecan üst seviyeye ulaştı. Herkes acaba gerçekten devrim mi yaptık , başarıyor muyuz derken zaman akıp sponsor görüşmeleri sonuçsuz çıkmaya başlayınca çatırdamalar başladı camia içerisinde. Ancak başkan kendisine ulaşan herkese ve medyaya rahat olun mesajı vermekten geri kalmıyordu. Çarşı grubu ise sessizliğini ise sert şekilde bozdu. Başkan Büyükoral bir gazeteye tam sayfa ilan vererek geçmiş yönetimlerden hesap sorulacağını , taraftarının yanında olmasını istedi. Bunun ardından Çarşı'da "Büyükoral İstifa" diyerek süreci başlattı. Çarşı'nın bu açıklamasının ardından  anlaşılan teknik direktör Yücel İldiz daha takımla bir antremana bile çıkmadan istifasını verdi. O güne kadar içten içe yönetime inanmak isteyen ben de inancımı kaybettim. Yücel İldiz aptal değildir , Karşıyaka'ya gelip kendi ismini lekelemek istemez , açıklamasında da belirttiği gibi" bana vaadedilen iyi niyetli çalışmalar olsa da yerine getirilemediği için istifa ediyorum" diyerek bizi  karanlık günlerin beklediğini söylemişti.
Başkan Büyükoral ise taraftarı ve camiayı biraz oyalama çabalarında gözüküyor. Futbolculara senet yoluyla yapılan sözleşmeler , değerinden fazla ödenmesi vaadedilen miktarlar ve en önemlisi benim Yaşar Holding'e ihtiyacım yok deyip dönüp dolaşıp tekrar onların sponsorluk anlaşmalarına kalmış olması Büyükoral'ın kredisini gözümde bitirmiştir. Bundan sonrası için olacakları diğer yazılarda değerlendiririz. Umarım ben ve benim gibi karamsar düşünen taraftarların korkuları gerçek olmaz.